Semboller Logolara, Logolar Markalara Güç Veriyor

Mart 2018

Sosyolojinin ve psikolojinin göz önünde bulundurulduğu satış ve pazarlama stratejileri devrindeyiz. Artık iyi bir logo ve marka, satış ve pazarlama stratejilerinde son derece olumlu etkiler yaratabiliyor.

Gündelik yaşantılarımızın neredeyse her anında karşımıza çıkan semboller var. Harfler, rakamlar, el izleri, hayvanlar, bitkiler ya da su gibi doğal figürler…

Kimileri çok tanıdık, kimileri içinse bazen yıllarca süren şifre çözümlemeleri gerekiyor. En basitinden “1”, rakam olarak ele alınınca evrensel bir matematiksel değeri ifade etse de hepimizin anladığından öte toplumlara, kişilere, hatta zamana göre bile değişen başka anlamları da olduğu biliniyor.

Semboller sanatla buluşunca detaylar büyüleyici, çekici, sarsıcı, bazen itici bile olabiliyor. Üstelik sembolleri kategorilere yerleştirmeye çalışmak, sübjektif sonuçları ortaya çıkarabiliyor. Bir sembolün birden fazla anlamı var, ancak bütün bu anlamları aynı anda yansıtmak yerine bazen sadece belirli bir anlamı temsil etmek amaçlanıyor. Çünkü yeryüzünde farklı uygarlıklar, farklı inançlar, kültürler ortaya çıkmış, gelişmiş ve birbirlerini etkilemişler.

Kültürler arası etkileşimde büyük paya sahip olan ticaret, sembollerin ayırt edici özelliğinin kullanılmasına ihtiyaç duyulan en kadim faaliyetlerden biri. Önceleri ürünlerin özellikleri öne çıkarılarak rakipler birbirinden farklılaşmak istedi, çeşitlilik arttıkça bu ihtiyaç bir zorunluluğa dönüştü. Okuma yazmanın kimi zümrelere ait bir ayrıcalık olduğu veya yaygın olmadığı dönemler düşünülünce yazı yerine neden sembollerin daha çok tercih edilebileceği anlaşılabilir. Oysa zaman, teknoloji ve bilim ilerledikçe sembollere duyulan ihtiyaç azalmadı, tersine daha da arttı.

Logo ve markanın önemi

İyi bir markada; söylenişi kolay bir adla birlikte, başkalarıyla karıştırılma riski düşük, belirli alanlar için ayrım gözeten, her yerde kolayca bulunamayacak, ürünün yalnızca sınırlı özelliklerini temsil etmenin ötesinde işlevsel, estetik, akılda kalıcı ve evrensel özellikler tercih ediliyor.

Bir şirket logosu hazırlanırken de çağın mesajlarını doğru ve evrensel biçimde iletebilen, kalıcı olabilecek, aynı zamanda da göz zevkine hitap eden özelliklere sahip olması isteniyor. Ancak ne kadar çağdaş bir logo bulunursa bulunsun artık her şey o kadar çabuk değişiyor ve yenileniyor ki, en teknolojik, en güçlü firmaların bile aynı logoyu kullanmaya devam etseler dahi ucundan köşesinden güncellemeler yapması gerekebiliyor. Bu güncellemeler bazen sadece yazının veya logonun rengiyken, bazen tamamen sembol değiştiriliyor, bazen de teknik ve teknolojik ihtiyaçlardan dolayı küçük dokunuşlar yapılıyor.

Artık duyduğumuzda bile kolayca nasıl olduğunu hatırladığımız ünlü firmaların logolarındaki değişikliklere örnek olarak; YouTube’un play tuşunu öne çıkarması, Vodafone’un kalın beyaz çizgi yerine ince bir çizgiyi tercih etmeye başlaması, Shell’in 1900’den 1999’a dek hem sembolünün biçiminde hem de yazısında değişiklik yapması ve sonra yazıyı tamamen kaldırması, Renault’nun ilk logosunun bugünküyle artık hiç benzemiyor olması veya Fiat’ın hem şekil hem de renk tercihlerini tamamen değiştirmesi gösterilebilir.

Bilinçaltımız bizi yönlendirir

Alışverişlerde birbirine alternatif birçok ürünle karşılaştığımızda seçim yaparken farkında olmadan bilinçaltının yönlendirmeleriyle hareket ederiz. İç sesimiz, o anki duygu ve düşüncelerimizle birlikte bizi yönlendirir. Renkler ve şekiller de seçimlerimizde belirleyici etkenler arasında yer alır. İşte tam bu noktada, algıları yönlendirme çabaları bir iş sahası olarak karşımıza çıkar ve “ikna gücü” denilen kavram devreye girer.

Sosyolojinin ve psikolojinin göz önünde bulundurulduğu satış ve pazarlama stratejileri devrindeyiz. Artık iyi bir logo ve güçlü bir markanın satış ve pazarlama stratejilerinde olumlu etki yarattığını söylemek mümkün. Hatta kimi ürünlerde hedef kitle üzerinde oluşturduğu bağımlılık hissinden bile söz edilir oldu.

Dünyaca ünlü şirketler markaları için en doğru logoyu bulabilmek adına milyonlarca dolar bütçe ayırabiliyor. Küçük ölçekli firmaların, zekice tasarlanmış logolar sayesinde zaman zaman büyük ölçekli firmalarla rekabet edebildiğini bile görebiliyoruz. Bazı küçük ölçekli firmalar ise ünlü şirketlerin logolarını taklit etme yolunu tercih ederek ilgili pazarda kendilerine bir patika açmayı başarabiliyor.

Deneyimli iletişimcilerin, algı yönetiminde uzmanlaşanların ve vizyonu geniş tasarımcıların sınırları belirlediği bir dönemde yaşarken her sembolü, markayı tüm detaylarıyla anlamak mümkün olamayabilir. İsteklerimizin peşinden giderken beraberinde kaliteyi de önemsiyorsak, biraz da olsa ihtiyaçlarımızla ilgili ayırt edici özellikler hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Ne de olsa devir araştırma devri.