Drama Hızla Kana Karışır!

Ocak 2018

Sürpriz gelişmeler karşısında doğru tepkiler verebilmek ve muhtemel duygusal dalgalanmalarla başarılı bir şekilde mücadele etmek yalnızca eğitimle mümkün. Drama eğitimi, öğrenme biçimleri arasında en etkin yöntem olarak kabul edilen yaşayarak öğrenme ilkesine dayandığı için bireyleri her tür duruma hızla hazırlıklı hale getiriyor.

Eylem ya da oyun anlamına gelen “drama”, aslen eski Yunancadan türemiş, dilimize ise Fransızcadaki “drame” sözcüğünden geçmiştir. Sosyal yaşam içinde bir insanın girdiği hemen her türlü ilişki ya da ortamda şu ya da bu dozda dramatik bir unsur olduğunu göz önüne alırsak, bu olgunun yaşamlarımızın içinde ne kadar önemli bir yer kapladığını anlayabiliriz.

Konumuz olan eğitim bağlamında ise drama kavramı daha çok “yaşayarak öğrenme” anlamında kullanılıyor. Drama eğitimlerindeki esas dinamik, “mış gibi” yaparak, farklı deneyimleri benimseme ve bunu özümseyerek diğer insanlara aktarmaya dayanıyor. Drama eğitimi alan bir katılımcı, belki de hayatında hiçbir şekilde karşılaşmayacağı olayların içine giriyor ve o atmosfere uyum sağlayarak, kendisini o dünyanın koşullarına adapte ediyor. İşte bu durum, tam da yaşayarak öğrenmeyi işaret ediyor. Yaşayarak öğrenme, bilindiği üzere, öğrenme biçimleri arasında en etkin yöntem olarak kabul edilmekte.

Eğitim süresince katılımcıların fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak eğitim içeriğine katılmaları, beş duyu organını aktif olarak kullanmaları esas alınıyor.

Eğitim konusunu ayrıntılandırmak gerekirse; drama eğitimindeki deneyimler insanların hayal dünyasını geliştirmede, olayları canlandırarak içine girmede ve herhangi bir koşula nasıl uyum sağlayabileceklerini anlamada son derece önemli bir rol oynuyor. Geleneksel eğitimin aksine dramada, atmosfere uyum sağlayan katılımcı, rol yaparken çok daha fazla “neden” sorusuyla karşı karşıya kalıyor. Bir konuyu drama tekniğiyle öğrenen kişi bu nedenle aynı zamanda soru sormayı da öğreniyor. Çünkü drama ona hem kendisi hem de durumların nedenlerine ilişkin sorular sorma fırsatı tanıyor.

Bu süreç kişisel gelişim için büyük önem taşımakta. Unutulmaması gereken nokta, eğitimde ne kadar çok duyu organı işin içine dahil olursa o kadar başarılı olunuyor. Çünkü duygular herhangi bir konuyu özümseme ve içselleştirmenin anahtarı konumunda bulunuyor.

İşitsel, görsel, duygusal, zihinsel

Drama tekniğiyle eğitim, toplumların, günün koşullarına uygun, o koşulları anlayabilen ve ona adapte olabilen, geçmişten ders çıkararak hayatında aynı hataları yapmamaya özen gösteren bireyler yetiştirmeyi, bu sayede hem bireysel hem de toplumsal anlamda daha bilinçli bir gelecek yaratma çabasını içeriyor. Bu çaba böylece toplumsal anlamda da bilişsel ve davranışsal gelişmeye pozitif katkı sağlıyor.

Ülkelerin eğitim anlayışı ne olursa olsun ana hedef hep “bireylerin daha bilinçli olmasıdır” dersek yanılmış olmayız. Küreselleşmenin de etkisiyle sosyoekonomik dengeler değişipyıllar içerisinde toplumlardaki kültürel dalgalanmalar arttıkça eğitimin üzerine daha da çok eğilmek bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Doğru şekilde eğitilmiş bir toplum, dönemin getirdiği olumsuz sürprizlere hazırdır çünkü… Eğitici drama, tüm bu gelişmelerle birlikte günümüz koşullarında son derece kritik bir yerde duruyor.

Günümüzde gençlerin eski zamanlara oranla daha bilinçli olarak yetiştiği bir gerçek. Çünkü içinde bulunduğumuz internet çağı, yeni nesillere artık okulda öğrendiklerinin üstüne yeni bilgiler koyabilme şansını sunuyor. İnternetin yanı sıra işyeri eğitimlerinin giderek yaygınlık ve süreklilik kazanması da her yaştan çalışana, okul eğitimi ve tecrübeyle edindikleri birikimlerini daha da zenginleştirmelerine olanak sağlıyor.

Duygusal dalgalanmalarla baş etmek

Öğrendiklerini yalnızca teoride bırakmak istemeyen yeni neslin, aslında tüm bu saydıklarımıza ilişkin farkındalıkları çok yüksek düzeyde. Ancak elbette farkındalık yetmez. Ortaya çıkabilecek sürpriz gelişmeler karşısında kriz yönetimini başarabilmek ve muhtemel duygusal dalgalanmalarla doğru bir şekilde mücadele etmek yalnızca eğitimle mümkün. Dolayısıyla başta gençler olmak üzere bütün bireylerin; kendilerini rahatça ifade edebildikleri, duygularını açıklayabildikleri, diğer arkadaşlarıyla etkileşimde olabildikleri ve empati yeteneklerini geliştirebildikleri drama eğitimlerine duyulan ihtiyaç giderek artmakta. Bu eğitimin yalnızca gerçek profesyoneller tarafından verilecek eğitimlerle sağlanabileceği ise çok açık.

Yaratıcı oyun dediğimiz drama eğitiminde kesinlikle bir yaş sınırı bulunmuyor. Anaokulu, yani eğitimin ilk kademelerinden başlayarak her insanın içinde yer alabileceği bir eğitim sürecinden söz ediyoruz. Bu süreç sonunda katılımcılar, gündelik yaşamın her türlü sürprizine karşı daha dayanıklı, daha esnek, daha hızlı karar alabilen ve ayrıca dramanın etkisi dolayısıyla sosyal yapısı güçlendiği için daha özgüvenli olan bireylere dönüşüyor.

Bilinçlenme yolunda yeni bakış açıları sağlayan bu süreç, katılımcılara toplumsal yaşam içinde duracakları ve yükselecekleri konumları belirlemelerinde yardımcı olurken, onlara farklı deneyimler de katıyor. Farklı rollere sahip çalışanlar, iş ve toplumsal yaşamlarında girdikleri her türlü ortama uyum sağlayabilmek için bir yandan drama yöntemlerini kullanırken, diğer yandan da iletişim ve sunum becerilerinin, problem çözme kapasitelerinin ve de yaratıcılıklarının giderek geliştiğine bizzat tanıklık ediyor. Uygulama ağırlıklı ve interaktif bir metodolojiyle yürütülen drama eğitimleri, tam da bu nedenle diğer olumlu etkilerinin yanı sıra ekip çalışmasına yönelik motivasyonu da artırıyor.

Drama, bir konu hakkında kişiyi bilgilendirmekle kalmaz, o konuyla ilgili ciddi bir farkındalık da yaratır ve uygulamaların istenilen yönde evrilmesine yol açar. Kurumsal eğitimlerin ana sorunu olan, “Çok iyi eğitim veriyoruz ama uygulamada hiçbir şey değişmiyor” türündeki yakınmalara da en güçlü şekilde drama eğitimleri son verir. Çünkü drama hızla kana karışır ve kısa sürede davranışa dönüşür!

Drama tekniğinin kazanımları

·  Algıları açar.

·  Dikkati geliştirir.

·  Sunum becerilerini geliştirir.

·  İkna yeteneğini geliştirir.

·  Pratik zekayı güçlendirir.

·  Etkin dinleme ve olayları izleme kapasitesini artırır.

·  Durumu yalnızca kavrama değil, aynı zamanda hissetme imkanı sağlar.

·  Özgüveni yükseltir.

·  Pozitif düşünme yöntemlerini öğretir.

·  Yaratıcı düşünceyi tetikler ve kişiyi “yapabileceğine” inandırır.

·  Duyguların farkına varılmasını ve ifade edilmesini sağlar.

·  Bireysel farkındalığı artırır.

·  Empati kurabilme yeteneğini artırır.

·  Davranış psikolojisine ilişkin farkındalık yaratır.

·  İletişimde göz kontağı kurabilmeyi sağlar.

·  Grup önünde sergiledikleri oyunlarla katılımcıların sosyalleşmesini sağlar.

·  Kurum içi iletişimi artırır, ekip uyumunu ve motivasyonunu sağlar.

·  Katılımcıların işten duydukları memnuniyeti artırır.

·  Kurumun amaçları ile bireysel amaçları uyumlaştırır.

·  Katılımcının sorumluluk alma ve problem çözme becerilerini geliştirir.

·  Kriz yönetimiyle çalışanları, olmuş ya da olabilecek vakalara düşünsel olarak hazırlar.

·  İş sürecini doğru bir şekilde planlamayı ve yönetmeyi öğretir.

·  Tüm bunları yaparken katılımcıların ekip arkadaşlarıyla eğlenmesine olanak tanır.